
| Fotoğrafçılıktan Çıkış Atölyesi | ||
| Herşeyi bırakın. "İndividuum ineffabile" kelimesi bir kitabın altında olan ve genellikle hiç okunmadan geçilen kelimelerden birisidir. Anlamı ise ; "sözle anlatılamaz parçacık". Sözle anlatılamayan bir şeyi tartışmak ise işin ilginç tarafı. Fotoğraf, kelimesi artık daha çok insana daha çok şeyler çağrıştırmaya başlıyor. Fotoğraf genelleşiyor fotoğraf büyüyor. Ama bu korkutucu bir büyüme gibi gözükmekte. Fotoğrafla ilgili birşeyler yapanlara ilk soru genelde " geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz ? "oluyor. Neden bu kadar ilginç geliyor, bunun üzerinde düşünmek gerek. Hayatında hiç bir kasap dükkanına gidip geçiminizi nereden sağlıyorsunuz dediniz mi ? Bence demeyin. Bu kadar basit gibi gözükse de aslında bir o kadar da karmaşık gibi. Konuşmaya bağladığımız da her seferinde özelden genele gidiyor konuşma. Yalnız olan fotoğrafçılar haliyle bir araya geldiklerinde, yalnızlıklarının sebebi olan makinalar ve ekipmanları üzerinden garip bir keyif alarak konuşmaya başlıyor. Asıl konuşulması gerekenler hep bu makina muhabbetlerinde kayboluyor. Mesele tam olarak anlaşılamıyor. Olayın ekipmanda yada "hyperreality" daha da gerçek ve net görüntüyü sağlamak ile olmadığını kaçırıyoruz. Fotoğraf dediğimiz büyük dünya aslında küçük dünyalarımızdan yola çıkıyor. Nefes alıp vermeniz, konuşurken baktığınız yön, içtiğiniz çayın ağzınızda bıraktığı tat. Bunlar o kadar önemli olmasına rağmen sanırım önemsizmiş gibi davranıyoruz. Mesele dediğimiz şey, sanırım bu kişisel ve özel hikayelerimizde gizli. "amor intellectualis" kitap altı okunmadan geçilen kelimeler sınıfında biri daha. Anlamı ise; düşünsel şeylere duyulan sevgi. Bunun tam tersi de pek tabi olabilir o zaman. Düşünsel olmayan şeylere duyulan nefret. Sanırım günümüz "contemporary" fotoğraf anlayışında bu biraz hissediliyor. Sezgisel ve duygusal olarak ortaya çıkmış tarif edilemez bir duygunun işlerde ortaya çıkmasına duyulan nefret. Belki de bu uzun yıllar bu işin uzmanı olmak hırsıyla yanıp tutuşan insanların bu kadar kolay bir şekilde içten gelerek yapılan işlere duyulan tepkisi olabilir mi ? Bir nevi onun gibi olamamanın verdiği dayanılmaz hırs duygusu. Ama asıl mesele dediğimiz şeyi kaçırırız işte o zaman. Onun gibi olmak olamaz ki. Sen o değilsin, sen kendi istediklerin ve kendine en yakın enstrumanınla kendi söylevini oluşturmak zorundasın ( zorunda değilsin pek tabi, ama o zaman onun gibi olmayı deneyerek kendin olmayı yok ediyorsun). Konuşması veyahut yazması biraz zor olan bir konuda konuşmayı denemek biraz sıkıcı gelebilir, ama asıl olay tam da buralarda. Klasik fotoğraf eğitimlerini alan insanlara sanırım o muhabbetlerden çıkıp artık etrafına bakmasını sağlamak için, bir de fotoğrafçılıktan çıkış atölyesi düzenlemeye karar verdim. Bunu söylerken belki bende "klasik" bir şey yapıyorum ve belki de beni dürtecek de başka birisi gelecektir ve bana başka bir şey gösterecektir. Sonuçta hepimiz uyuyor ve önümüze koyulan işlerle sınırlı kalıyor vizyonumuz, yeni anlatım dili olarak fotoğraf, dünyada hangi fırçaları seçiyor ona bakmaya galiba korkuyoruz. İşin en kötü tarafı herkes kurulmuş küçük krallıklardan gayet memnun, bu kadar umutsuzluğa kapıldığımız yerde yine bir söz yardımımıza koşuyor; " Herşey saçmalık değildir, Ümit tükenmez." Hep birlikte bekliyoruz (işte sorun da orada neyi bekliyorsak, yok gelmiyor işte godot, modot).
|
||
Yalçın Kesen - 07.05.2010 |
Tüm Haklari Saklidir © All Rights Reserved
www.vefotograf.com Sitesinde Bulunan Yazili ve Görsel Eserlerin Bütün Haklari ve Sorumlulugu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin Izinsiz Olarak Kismen veya Tamamen Kopyalanmasi ve Kullanilmasi, 5846 sayili Fikir ve Sanat Eserleri Yasasina Göre Suçtur.