Sanatçı ve İzleyicinin Beğenisi  
 

Sevgili Fotoğrafseverler,

Geçen yazıdaki küçük fotoğraf  masalımızı eğlenceli bulan okurlara gönderdikleri nazik notlar için içtenlikle teşekkür ederim.  Tabii masalın araya girmesiyle söz verdiğim yazımı geciktirdiğimin de farkındayım. Dilerseniz bugün sözü uzatmadan hemen sanatçı ve  izleyicinin beğenisi konusunu deşmeye çalışalım hep birlikte.

Öncelikle şunu belirtmeli, sanatçının izleyicinin beğenisini istemesinden doğal bir şey olamaz. Ama tıpkı sanatın para ile ilişkisinde olduğu gibi birincil amaç beğeni olduğunda sanatçı en değerli kaynağı olan kendi benliğine ihanet ediyor demektir. Tamamen beğeni (daha da neti paraya dönüştürülebilir kitlesel beğeni) üzerine stratejiler oluşturarak üretilmiş yığınla işle karşılaşırız her gün. Pop müziğin bir çok ürünü, pek çok anlı şanlı Hollywood filmi bu çerçevede değerlendirilebilir. Ürünün ortaya çıkmasında emeği geçenlerin sanatsal yetenekleri, bilgi ve becerileri çoğu kez hayranlık uyandıracak düzeydedir. Ama ortaya çıkan  sadece   varsayılan bir ortak beğeniye hitap etmek üzere tasarlanmış bir üründür esas olarak. Onca hüner ve çaba insani samimiyetten koparılıp endüstriyel bir işin çarklarının arasına sıkıştırılmıştır. Sanat insan uğraşları içinde en ayrıcalıklı olanlardan biridir oysa: sanat sayesinde zihnimizin henüz doğrudan söze dökemediğiyle buluşuruz, sanat en üst düzeydeki iletişimi sağlar, insanlığın ortak kavrayışının öncüsüdür. ‘Varsayılan ortak beğeninin çekici bulacağı ürünler’ tasarlamak ayakkabı, dondurma veya otomobil konusunda makul olabilir (tabii sağlık, güvenlik vb. kriterleri de işin içine katarak), ama böyle bir ürünün sanat eseri olamayacağı açıktır. Sanattan bizim algımıza yeni kapılar açmasını bekleriz, ortak beğeninin içimizdeki manivela ve düğmeleriyle oynayarak biz tüketmeye teşvik etmesini değil…

Esasen ‘varsayılan ortak beğeni’ meselesi de çetrefilli bir konudur: Biz insanların anlamakta en zorlandığımız şey bizzat kendi davranışlarımızdır. Gökyüzündeki herhangi bir yıldızın yüz yıl sonra belirli bir saate tam nerede görünüyor olacağını hesaplamak kolaydır, çünkü astronominin önümüze koyduğu kurallar dizisi gök cisimlerinin hareketini açıklamış ve öngörülebilir kılmıştır. Binlerce ışık yılı uzaktaki yıldızlar için böyledir bu, ama kendi yarattığımız para birimleri olan Euro ve Doların yarın karşılıklı değerlerinin ne olacağını söylemek konusunda ekonomistlerimiz ortaçağ falcılarından çok daha donanımlı gözükmezler çoğu kez. İnsan topluluklarının davranışları ve beğenileri kolay kestirilebilir şeyler değildir. Sıklıkla duyarız: milyonlarca dolar yatırım yapılmış Hollywod filmi hiç iş yapmamıştır, bir müzik firmasının beğenmeyerek kesinkes reddettiği filanca pop grubu başka bir firma tarafından baş tacı edilmiş ve grubun üyeleri beşinci platin albümlerini evlerinin salonlarına asmışlardır. Evet, kitlesel beğeniyi kestirmek bu işin profesyonelleri için de güçtür.

Sanat tarihinden komik bulduğum bir öyküyü aktarayım sizlere. Konumuz Amerikan resminin en tanınmış örneklerinden biri: 1930 yılında ressam Grant Wood, Iowa-Eldon’da gotik stilde pencereleri olan bir kır evi görür. Burası sofuluk derecesinde dindar çiftçilerin yaşadığı ve ‘marangoz gotiği’ adı verilen kapı, pencere süslemelerinin revaçta olduğu bir yerdir. Önce hayalinde evde yaşayan insanları canlandırmaya çabalar, ardından da yüzler konusunda kız kardeşi ve diş hekiminin modelliğinden yararlanarak   resmini tamamlar: Marangoz Gotiği pencereli beyaz bir kır evi, önünde duran yerel çiftçi kıyafetlerinde genç bir kadın ve yaşlıca bir adam. Adamın elindeki tırpanın çatalı giysisinin çizgisinde yankı bulur, kadının giysisi tipik yerel dindarlığı yansıtır. İki figür de somurtkan donuk suratlarla izleyiciye bakarlar. Yerel kapalılığın ve renksizliğin bir parodisi gibi algılanabilir  Grant Wood’un yaptığı resim, adını da ironik biçimde ‘Amerikan Gotiği’ (American Gothic) koyar.

Resmini Chicago da bir yarışmaya yollar, resim tam elenecekken jüri üyelerinden birinin ısrarı sonucu bronz madalyaya layık görülür ve bir müze tarafından satın alınır. Resmin görüntüsü birkaç Chicago gazetesinde yer alır ve kimi eleştirmenlerden olumlu yorumlar gelmeye başlar. Resmin ünü yavaş yavaş artar, ta ki  Iowa’daki yerel gazetelerde resmin bir fotoğrafı basılana kadar. Iowa’daki reaksiyon ise şaşırtıcı ve korkutucudur: Marangoz gotiği evlerinde oturan tüm çiftçiler ayaklanırlar: Nasıl olur da kendileri gibi iyi, çalışkan ve inançlı insanlar böylesine donuk suratlı resmedilebilirler. Üstüne üstlük evli bir çift olduklarını düşüneceğimiz kadınla erkeğin arasındaki yaş farkına ne demeli?  Son eleştiri Grant Wood’un kızkardeşini de öfkelendirir: Ağabeyi Grant nasıl olup da gencecik kız kardeşini yaşlı bir çiftçinin genç ve cahil karısı gibi resmedebilmiştir? Köylü bir kadın Grant Wood’a resmiyle ilgili ağır hakaretler içeren bir mektup gönderir, bir de tehdit ekler: bu rezilliğin cezası olarak nerede olursa olsun kendisini bulacak ve ısırarak bir kulağını koparacaktır. Grant Wood hiç olmazsa eleştirileri ve saldırıları hafifletmek için resimdeki genç hanımı çiftçinin kızı olarak çizdiğini  açıklar. Kimse Grant Wod’u dinlememektedir, o bütün çiftçilere saygısızlık etmiş birisidir. Kız kardeşi daha da öfkelenir: Bu kez de yaşlı ve sofu bir çiftçinin evde kalmış cahil kızı olarak resmedilmiş olduğunu düşünmektedir.

Yıllar içerisinde ekonomik buhran derinleşerek gerçek hayattaki yüzleri de iyice asık ve donuk bir hale getirince bir anda Grant Wood’un resmi  izleyiciye farklı görünmeye başlar: Resmin anlattığı fedakar Iowa çiftçisinin şahsında tüm Amerikan halkının ızdıraplarıdır. Bu çalışkan ve inançlı insanlar tüm yokluklara rağmen evlerini tertemiz ve bembeyaz tutmakta, çalışkan aile babası poz verirken bile tırpanını elinden bırakmamaktadır. Kendisi gibi inançlı bir insan olan kızının yüzünde de yokluğun ve sıkıntıların izleri sezilmektedir vs. vs. Resim bir çokları için Amerikan ruhunun bir sembolü olmuştur bir anda. Bohem bir gençlik geçirmiş olan Grant Wood’un çiftlik işleri ile pek alakası yoktur ama o da olayın akışına kendini kaptırarak ‘ En parlak fikirlerim hep  inek sağarken gelmiştir.’ gibi veciz laflar ederek kulağını sağlama almayı seçmiştir.

Kıssadan hisse: Beğeniler zor kestirilir, üstelik ortaya çıktıktan sonra da rüzgarın sürüklediği sahipsiz bir kuru yaprak gibi oradan oraya savrulur dururlar. İyisi mi biz işimizi sağlama alalım, beğenilmek isteyelim, ama amacımız sanat yoluyla anlamaya ve anlatmaya çabalamaktan ötesi olmasın. Beğenilsek de, beğenilmesek de işin içinde kestiremeyeceğimiz bir sürü faktörün olduğunu bilelim ve sükunetimizi koruyalım. Unutmayalım, beğeniye koşulsuz hizmet   samimiyetimizi elimizden alır.  Kendimizin veya başkalarının işlerini değerlendirirken derinlik ve estetik becerinin yanında samimiyeti de   önemli bir ölçüt olarak göz önünde tutalım hep.

Samimiyet gerçekten de yitirilmemesi gereken en önemli özelliktir, samimiyetimiz bizim kendimiz olarak varolmamızı sağlar. Samimi değilsek, beğeniliyor bile olsak yokuzdur. Bir fotoğrafçının samimiyeti çalışmasının her aşamasında kendini gösterir.  Bu konuda yakın zamanda açılan Yusuf Darıyerli’nin ‘Az Kısalt!’ – İstasyon Berberi Cavit isimli sergisinden söz etmek istiyorum. (hep sanat tarihinin tozlu sayfalarında dolaşacak değiliz ya.)

Serginin açılışında bulundum, (sonra sakin bir günde fotoğrafları incelemek için bir kez daha gezdim). Sergi bize berber Cavit Bey’in sekiz metrekarelik dükkanını –ve elbette kendisini- anlatıyor. İlk gezişte fotoğraflardaki samimi yakınlığı ve konuya yaklaşımdaki duyarlılığı algılayabildim, ikinci gezişte de bu derece küçük bir alanda fotoğraf çekmenin güçlüklerinin nasıl aşılmış olduğun gözlemledim.  Sergiyi tüm okurlarıma içtenlikle tavsiye ederim –hiçbir yapaylığı ve zorlaması olmayan, tevazuu ve derinliği bir arada barındıran çağdaş bir fotoğraf serisiydi gördüğüm.

Ama bu ihtiyar İsviçreli’nin de yıllar içinde geliştirdiği tuhaf huyları, kendine has mihenk taşları vardır elbette. Açılışta alışkanlığım olduğu üzere kadehim elimde bir köşede fotoğrafçıyı izlemeye başladım. Sanatçılar sergilerinde ziyaretçilerine işlerini defalarca takdim etmek zorunda kalırlar ve iyi bir gözlemci bu takdimleri izleyerek sanatçının kendi işiyle ilişkisi konusunda ipuçları yakalayabilir. Gördüğüm hoşuma gitti: Berber Cavit Bey de sanatçıyla beraberdi ve saygılı samimi bir hava içerisinde sohbet ediyorlardı. Genç tercümanım yardımıyla ben de bir ara sohbetlerine katıldım ve konusuyla fotoğrafçı arasında tamamen insani ve dostça bir ilişki olduğunu hissettim.

Bugüne değin pek çok fotoğraf sergisi gezdim, elbette fotoğraflananların da katılmış olduğu açılışlarda bulundum. Çıkar beklentisi (tanınma arzusu) veya para ile kurulmuş ilişkilere şahit oldum,  pahalı şaraplar içen aydın insanların cehalet ve fakirlik içerisinde birbirlerinin gözlerini oyan insanların fotoğraflarına bakarak kravatlar ve üstü açılabilir arabalar üzerine ettikleri sohbetleri dinledim vs. vs.

Ama bu sergide gördüğüm insani samimiyetti, bu benim şahsi olarak en çok önemsediğim kriter. Sanat hayalden de oluşabilir ama gerçeğe hizmet etmelidir. Samimiyetle gerçek birbirine benzer: ikisinin de etrafından dolaşabilirsiniz, ama ikisini de alt edemezsiniz. Bay Darıyerli’yi tebrik ediyorum.

Sonsöz: Fotoğrafçı dostlar, samimiyet ile ilgili bir kriter arıyorsanız fotoğraflarını çekmiş olduğunuz kişilerin o fotoğrafları siz bir topluluğa sunarken yanınızda bulunmaları durumunda tavrınızın değişip değişmeyeceğini kendinize sorun.  Cevabınız tavrınızın değişmeyeceği ise, hiç endişeniz olmasın, fotoğraflarınızı beğenen bir çok insan olacaktır!

Sevgilerle,

Sizlerin Erhard’ı.

Not: Bay Darıyerli’nin Sergisi 5 Şubat tarihine kadar İstiklal Caddesi, Mısır Apt. Fototrek Galerisinde görülebilir.

Not2: Kimi okurlarım gerçekten İsviçre çakılarından da keskin bir dikkate sahip: Bir Fotoğraf Masalında kurdun kullandığı Hasselblad’ın objektifinin  100mm’lik Zeiss Sonnar olduğunu yazmıştım. Oysa Hasselblad’ın Carl Zeiss tarafından üretilen 100mm’lik bu klasik objektifi Sonnar değil, Planar dizaynındadır. Özür diler, düzeltme için teşekkür ederim.

Share |




 


 
 
Erhard Schmidt - 19.01.2010
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tüm Haklari Saklidir © All Rights Reserved
www.vefotograf.com Sitesinde Bulunan Yazili ve Görsel Eserlerin Bütün Haklari ve Sorumlulugu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin Izinsiz Olarak Kismen veya Tamamen Kopyalanmasi ve Kullanilmasi, 5846 sayili Fikir ve Sanat Eserleri Yasasina Göre Suçtur.